Pano

Yazarlar | Etkinlik & Duyuru | S.S.S. | Haftanın Sözü

üye adı:
şifre:
 
TARİH ÖĞRETMENLERİ ve MİLLİ ŞUUR

(Yazar: Sevil YORGUN)  Rahmetli Turgut Özal‚ dönemin Milli Eğitim Bakanı Vehbi Dinçerler’e ülkeyi ileri devletler seviyesine getirmek için‚ bir çalışma yapmasını istediğinde ; bu konuda Japonya’dan bir heyet çağırarak onlardan yardım almaya karar

Tarih: 15.1.2013 | Okunma: 4687

Sevil YORGUN
Sevil YORGUN
Sevil YORGUN

TARİH ÖĞRETMENLERİ ve MİLLİ ŞUUR

   Rahmetli Turgut Özal, dönemin Milli Eğitim Bakanı Vehbi Dinçerler’e ülkeyi ileri devletler seviyesine getirmek için, bir çalışma yapmasını istediğinde ; bu konuda Japonya’dan bir heyet çağırarak onlardan yardım almaya karar vermişler.Gelen heyet incelemeler yaptıktan  sonra şöyle bir sonuca varmış:

‘’Türklerde milli şuur eksikliği var.’’

Bunun üstesinden nasıl geliriz diye sorulunca da ,Japonyalı Profesör  ,biz çocuklarımıza ‘’Milli Şuur Eğitimi’’ veririz.Her Japon çocuğumuzu sabahleyin atom bombası atılan Nagazaki ve Hiroşima’ya götürürüz.Oradaki dehşeti ilk günkü gibi koruduğumuz için,çocuklarımıza yaşananları olduğu gibi hissettirmeye çalışırız.Ardından hızlı tren ve robotlarla çalışan fabrikaları gezdiririz.Ertesi günü öğretmenleri ile bu gezileri yorumlarlar.Öğretmenleri onlara ‘’Tembel olup çalışmazsanız düşmanlarınız sizi öldürür,çalışırsanız da teknolojide ilerleyip gördüklerinizden daha hızlı tren ve robotlar yaparak en gelişmiş .ülkelerden biri olursunuz.’’ der.

         Vehbi Dinçerler, ama bizim Nagazaki ve Hiroşimamız yok deyince de, Japon Profesör Anadolu’nun her yeri Nagazaki ve Hiroşima der ve Çanakkaleyi ,oradaki şehitliği örnek gösterir.

       Belli ki,Japon Heyet Sarıkamış’ı görmemiş ,okumamış.Belli ki, soğuktan silahına bile dokunmadan , düşmanını öldüremeden ,yüreğini bile soğutamadan  ölen şehitlerimizden haberleri yok.

      Türkiye’nin neresinde olursak olalım herkese aynı yakınlıkta bir yerde yaşandı Sarıkamış. 100 bine yakın gencimizi  kar yuttu.O zamanın kış şartlarında, zamanın yetersiz ve dayanıksız kıyafetleri ile yollara dökülen pehlivanlar.Karşı çıkamayan,karşı çıkanlara bir üst tümen tarafından öldürülme emri verilen kadersizler.Karda yürürken düşeni kaldırmayın emri verilen biçareler.Enver Paşa’nın nasıl olsa birgün öleceklerdi dediği ,cennetlikler.

      Çocuklarımıza tarih dersinde  Sarıkamış Yenilgisi anlatılıyordur mutlaka.Müfredat gereği.Bilgi teorik.Mesele bu konu üzerinden ‘’Milli Şuur’’ verebilmek.Bunu öğrencilerine yaşatarak anlatmaya çalışan  idealist öğretmenlerin son yıllarda işi daha da kolaylaştı.Çünkü Gençlik ve Spor Bakanlığı bu yıl Sarıkamış’ta her yıl geleneksel olarak düzenlenen programa el attı.Sarıkamışta’ki Allahüekber Dağlarına 81 ilden yaklaşık 10 bin gençle yürüyecek.Sarıkamış Şehitlerini Anma  Organizasyonunun  en güzel yanı da, Gençlik ve Spor Bakanı Suat Kılıç’ın bu yürüyüşte başı çekecek olması.Askerlerinin başındaki komutan gibi.Askerlerini karlı yollara postalsız,kabansız salan Enver Paşa gibi değil.

     Bu programa katılacak şanslı gençlerin Sarıkamış Olaylarına bakışı; bu konuyu derste öğrenen öğrencilerden elbetteki farklı olacaktır.Bu gençlerin  yürüyüşten sonra yaşadıklarını sınıflarında anlatmaları,aileleriyle ve akrabalarıyla da paylaşmaları onları dinleyenler adına bir şans olacaktır.Biz 8.5 km’lik yolu  alttan giydiğimiz yün çamaşırlar,kalın kabanlar,su geçirmez botlarla yürürken üşüdük;  atalarımız ne zorluk çekmişler diye empati kuracak, dinleyenlere de empati kurdurtacaklar.Televizyondan seyredenler yine kendince yorumlar yapacaklar.Ve hiçbir ders,hiçbir öğretmen gençlerimize Sarıkamış’ta soğuktan donarak ölen Mehmetçiklerin hissettiklerini bu organizasyon kadar etkili öğretemeyecektir.

    Burada Kars Valiliğine ve Sarıkamış Kaymakamlığına, Gençlik ve Spor Bakanı Suat Kılıç’a şimdiden teşekkür etmek gerek.Umarız iyi organize edilmiş bir organizasyon ortaya çıkar.6  Ocak’ta yapılacak bu organizasyona vakti ve şartları müsait olanlar katılsa ne de iyi olur.

  Katılmayanları da ,tarih öğretmenlerine havale ediyoruz.İdealist öğretmenlerimiz, derslerini milli şuuru harekete geçirecek çoşkuyla anlatarak çocuklarımıza gereken enerjiyi verirlerse , minnettar oluruz.Zira çocuklarımızın buna çok ihtiyacı var.

Geçmişte yaşadığımız her olayın ,gençlerimizde milli şuuru güçlendirmesi dileğiyle…

    Sevil Yorgun

    04.01.2013

sevilkasti1969@gmail.com


Yazarın Diğer Yazıları
15 Dakikalık Ders
24.5.2012 | Okunma: 3347
Sevil YORGUN
Kelebek Etkisi
18.6.2012 | Okunma: 4895
Sevil YORGUN
TARİH ÖĞRETMENLERİ ve MİLLİ ...
15.1.2013 | Okunma: 4687
Sevil YORGUN
Anasayfaya Git | Yazarlar Kategorisi Başlıklarına Git
Bu Konu Hakkında ki Yorumlar
Bu konu hakkında hiç yorum yapılmamış. Bu konuya ilk siz yorum yapın!
Yorum Yaz
Adınız:

E-Postanız:

Konu Puanı:
This Is CAPTCHA Image

Yorumunuz:
Notlar
Haftanın Sözü
Haftanın Sözü
" Kardeşim sen düşünceden ibaretsin. Geriye kalan et ve kemiksin. Gül düşünürsün‚ gülistan olursun. Diken düşünürsün dikenlik olursun."

( Mevlana )

Haftanın Şiiri
Haftanın Şiiri
Her gününüz bayram olsun..!

"Her gününüz bayram olsun..!                       
Bayram ...
Nefes almak bayramdır mesela; günün birinde soluksuz
kalınca anlar insan...
Görmenin nasıl bir bayram olduğunu karanlık öğretir;
sevmeninkini yalnızlık...
Sızlamayan her organ, hele de burun direği bayramdır.
Bayramdır, elden ayaktan düşmemek, zihinden önce bedeni
kaybetmemek, kurda kuşa yem olmayıp "çok şükür bugünü de gördük" diyebilmek...
Sevdiklerinle geçen her gün bayramdır.
Yoğun bakımda sancılı geceyi bitirmek de öyle...
En acıktığın anda dumanı tüten bir somunun köşesini
bölmek, korktuğunda güvendiğine sarılabilmek, dara
düştüğünde dost kapısını çalabilmek bayramdır.
Bir sürpriz paketinden çıkan hediye, tatlı bir şekerlemede
üstüne serilen battaniye, saçlarını müşfik bir sevgiyle
okşayan anne bayramdır.
"Ona güvenmiştim, yanılmamışım" sözü bayramdır.
Hiç aldatmamış, aldanmamış olmak bayram...
Yeni eve asılan basma perdeler, alın teriyle kazanılmış
ilk rızkın konduğu çerçeveler, yüklü bir borcun son
taksiti ödenirken sıkılan eller bayramdır.
Evde yalnızlığı noktalayan insan nefesi, akşam kapıda
karşılayan yavuklu busesi, sevdalı bir elin tende gezmesi,
nice adağın ardından çınlayan çocuk sesi bayramdır.
Alnı açık yaşlanmak bayramdır; ulu bir çınar gibi ayakta
ölebilmek bayram..
Bunların kadrini bilirseniz, kıymet bilmeyi öğrenirseniz her gününüz bayram olur.
Meraklanmayın, öyledir diye size deli demezler.
Deseler de böyle delilik, bayram artığı günlerdeki nankör akıllılıktan evladır.
Her gününüz bayram olsun..! "

Can Yücel
Son Konular
Bir Video

İnsan Yetiştirmek

Notlar
Haftanın Öyküsü
Haftanın Öyküsü
AYAKKABICI

     AYAKKABICI

      Ayakkabici, yeni getirdigi mallari vitrine yerlestirirken, sokaktaki bir çocuk onu seyretmekteydi. Okullar kapanmak üzere oldugundan, spor ayakkabilara ragbet fazlaydi. Gerçi mallar lüks sayilmazdi ama, küçük bir dükkân için yeterliydi. Onlarin en güzelini ön tarafa koyunca, çocuk vitrine dogru biraz daha yaklaşti. Fakat bir koltuk degnegi kullanmaktaydi. Hem de güçlükle... 

Adam ona bir kez daha göz atti. Üstündeki pantolonun sol kismi, dizinin alt kismindan sonra bostu. Bu yüzden de saga sola uçusuyordu. Çocugun baktigi ayakkabilar, sanki onu kendinden geçirmisti. Bir müddet öyle durdu. Daldigi hülyadan çikip yola koyuldugunda, adam dükkândan disari firlayip: 

- "Küçüüük!" diye seslendi." Ayakkabi almayi düsündün mü? Bu seneki modeller bir hârika!" 

Çocuk, ona dönerek: 

- "Gerçekten çok güzeller!" diye tebessüm etti, "Ama benim bir bacagim dogustan eksik". 

- "Bence önemli degil!" diye atildi adam. "Bu dünyada her seyiyle tam insan yok ki! Kiminin eli eksik, kiminin de bacagi. Kiminin de akli veya vicdani." 

Küçük çocuk, bir şey söylemiyordu. Adam ise konusmayi sürdürdü: 

- "Keske vicdanimiz eksik olacagina, ayaklarimiz eksik olsa idi." 

Çocugun kafasi iyice karismisti. Bu sefer adama dogru yaklasip: 

- "Anlayamadim!. dedi. Neden öyle olsun ki?" 
- "Çok basit!" dedi, adam. "Eger yoksa, cennete giremeyiz. Ama ayaklar yoksa, problem değil. Zaten orda tüm eksikler tamamlanacak. Hâttâ sakat insanlar, saglamlara oranla, daha fazla mükâfat görecekler..." 

Küçük çocuk, bir kez daha tebessüm etti. O güne kadar çektiği acilar, hafiflemis gibiydi. Adam, vitrine isâret ederek: 

- "Baktigin ayakkabi, sana yakisir!" dedi. "Denemek ister misin?" 
Çocuk, basini yanlara sallayip: 
- "Üzerinde 30 lira yaziyor" dedi, "Almam mümkün degil ki!" 

- "İndirim sezonunu senin için biraz öne alirim!" dedi adam, "Bu durumda 20 liraya düser. Zâten sen bir tekini alacaksin, o da 10 lira eder." 
Çocuk biraz düsünüp: 
- "Ayakkabinin diger teki ise yaramaz!" dedi, "Onu kim alacak ki?" 
- "Amma yaptin ha!" diye güldü adam. "Onu da, sag ayagi eksik olan bir çocuga satarim." 
Küçük çocugun akli, bu sözlere yatmisti. Adam, devam ederek: 
- "Üstelik de ögrencisin degil mi?" diye sordu. 

- "İkiye gidiyorum!" diye atildi çocuk, "Üçe geçtim sayilir." 
- "Tamam iste!" dedi adam. "5 Lira da öğrenci indirimi yapsak, geri kalir 5 lira. O da zâten pazarlik payi olur. Bu durumda ayakkabi senindir, sattim gitti!" 

Ayakkabici, çocugun saskin bakislari arasinda dükkâna girdi. İçerdeki raflar, onun begendigi modelin ayniyla doluydu. Ama adam, vitrinde olani çikartti. Bir tabure alip döndükten sonra, çocuğu oturtup yeni ayakkabisini giydirdi. Ve çikarttigi eskiyi göstererek 

- "Benim satis islemim bitti!" dedi, "Sen de bana, bunu satsan memnun olurum." 
- "Saka mi yapiyorsunuz?" diye kekeledi çocuk, "Onun tabani delinmek üzere. Eski bir ayakkabi, para eder mi?" 
- "Sen çok câhil kalmissin be arkadaş..." dedi adam, "Antika esyalardan haberin yok her hâlde. Bir antika ne kadar eski ise, o kadar para tutar. Bu yüzden ayakkabin, bence en az 30-40 lira eder." 
Küçük çocuk, art arda yasadigi soklari üzerinden atabilmis degildi. Mutlaka bir rûyada olmaliydi. Hem de hayatindaki en güzel rûya. Adamin, heyecandan terleyen avuçlarina sikistirdigi kâgit paralara göz gezdirdikten sonra, 10 liralik banknotu geri vererek: 
- "Bana göre 20 lira yeterli." dedi. "İndirim mevsimini baslattiniz ya!" 
Adam onu kiramayip parayi aldi. Ve bu arada yanagina bir öpücük kondurdu. Her nedense içi içine sigmiyordu. Eger bütün mallarini bir günde satsa, böyle bir mutlulugu bulamazdi. Çocuk, yavasça yerinden dogruldu. Sanki koltuk degnegine ihtiyaç duymuyordu. Simsicak bir tebessümle tesekkür edip: 
- "Babam hakliymis!" dedi. "Sakat oldugum için üzülmeme hiç gerek yok! demisti." 
* Her Rüzgar Savuracak Bir Toz bulur, 
* Her Hayat Yasanacak Bir Can Bulur, 
* Her Umut Gerçeklesecek Bir Düş Bulur 
* Bulunmayacak Tek Sey Senin Benzerindir 

 Hayatta Ne Öğrendim ?
 Hayatta Ne Öğrendim ?

HAYATTA NE ÖĞRENDİM?

 Sonsuz bir karanligin içinden dogdum. Isigi gördüm, korktum. Agladim.

Zamanla isikta yasamayi ögrendim.
Karanligi gördüm, korktum.
Gün geldi sonsuz karanliga ugurladim sevdiklerimi...
Agladim.

Yasamayi ögrendim.
Dogumun, hayatin bitmeye basladigi an oldugunu;
Aradaki bölümün, ölümden çalinan zamanlar oldugunu ögrendim.

Zamani ögrendim.
Yaristim onunla...
Zamanla yarisilmayacagini, zamanla barisilacagini, zamanla ögrendim...

Insani ögrendim.
Sonra insanlarin içinde iyiler ve kötüler oldugunu...
Sonra da her insanin içinde iyilik ve kötülük bulundugunu ögrendim.

Sevmeyi ögrendim.
Sonra güvenmeyi...
Sonra da güvenin sevgiden daha kalici oldugunu,
Sevginin güvenin saglam zemini üzerine kuruldugunu ögrendim.

Insan tenini ögrendim.
Sonra tenin altnda bir ruh bulundugunu...
Sonra da ruhun aslinda tenin üstünde oldugunu ögrendim.

Evreni ögrendim.
Sonra evreni aydinlatmanin yollarini ögrendim.
Sonunda evreni aydinlatabilmek için önce çevreni aydinlatabilmek gerektigini ögrendim.

Ekmegi ögrendim.
Sonra baris için ekmegin bolca üretilmesi gerektigini...
Sonra da ekmegi hakça ülesmenin,
Bolca üretmek kadar önemli oldugunu ögrendim.

Okumayi ögrendim.
Kendime yaziyi ögrettim sonra...
Ve bir süre sonra yazi, kendimi ögretti bana...

Gitmeyi ögrendim.
Sonra dayanamayip dönmeyi...
Daha da sonra kendime ragmen gitmeyi...

Dünyaya tek basina meydan okumayi ögrendim genç yasta...
Sonra kalabaliklarla birlikte yürümek gerektigi fikrine vardim.
Sonra da asil yürüyüsün kalabaliklara karsi olmasi gerektigine inandım .

Düsünmeyi ögrendim.
Sonra kaliplar içinde düsünmeyi ögrendim.
Sonra saglikli düsünmenin kaliplari yikarak düsünmek oldugunu ögrendim.

Namusun önemini ögrendim evde...
Sonra yoksundan namus beklemenin namussuzluk oldugunu;
Gerçek namusun, günah elinin altindayken, günaha el sürmemek oldugunu ögrendim.

Gerçegi ögrendim bir gün...
Ve gerçegin aci oldugunu...
Sonra dozunda acinin,
Yemege oldugu kadar hayata da lezzet kattigini ögrendim.

Her canlinin ölümü tadacagini,
Ama sadece bazilarinin hayati tadacagini ögrendim.

Dostlarım , 
Ben dostlarımı ne kalbimle ne de aklımla severim.
Olur ya ...
Kalp durur ...
Akıl unutur ...
Ben dostlarımı ruhumla severim.
O ne durur, ne de unutur ...

                    MEVLANA  

Eğitim Felsefemiz
Eğitim Felsefemiz
Deniz Yıldızı Öyküsü
Bir adam, okyanus sahilinde yürüyüş yaparken, denize telaşla bir şeyler atan birine rastlar. Biraz daha yaklaşınca, bu kişinin, sahile vurmuş denizyıldızlarını denize attığını fark eder ve ' Niçin bu denizyıldızlarını denize atıyorsunuz? ' diye sorar. Topladıklarını denize atmaya devam eden kişi, ' Yaşamaları için ,' yanıtını verince, adam şaşkınlıkla, ' İyi ama burada binlerce denizyıldızı var. Hepsini atmanıza imkân yok. Sizin bunları denize atmanız neyi değiştirecek ki? ' der. Yerden bir denizyıldızı daha alıp denize atan kişi, ' Bak, onun için çok şey değişti ,' karşılığını verir'


Mustafa TEZCAN kimdir?
Mustafa TEZCAN kimdir?

1975 yılında Burdur / Bucak / Ürkütlü Kasabasın'da çiftçi bir ailenin 2.çocuğu olarak dünyaya geldi.İlk ve orta tahsilini  Ürkütlü'de tamamladı.Antalya Aksu Anadolu Öğretmen Lisesini ve yatılıyı kazanması hayatın kendisi ve öğretmenlik ile tanışmasının ilk adımı oldu.Marmara Üniversitesi Fizik Öğretmenliği(ing) 2.sınıfta iken ders vermeye başladı.Lise 1 de öğrenci olarak olarak başladığı yurt hayatına üniversite sonda yurt müdürü olarak son verdi. Üniversite bitince İstanbul'da özel bir kolejde 5 yıl fizik öğretmenliği yaptı. Kendi işini kurmaya karar verdikten sonra önce bir etüd merkezi sonrada bir dershane açtı. Bu kurumlarda hem öğretmenlik hemde idarecilik yaptı.Halen ülkemizin seçkin  eğitim kurumlarından bir tanesinde eğitim yöneticiliği  yapmakta olan Mustafa TEZCAN evli ve 2 çocuk babasıdır.

Bir Resim
farklı olmak

farklı olmak