Derslik

Öğrenciler | Öğretmenler | Veliler

üye adı:
şifre:
 
Aile İçi İletişim

(Yazar: Fatih KILIÇARSLAN)  Birey ve toplum için en temel öğeyi aile oluşturur.

Tarih: 9.4.2011 | Okunma: 11677

Fatih KILIÇARSLAN
Fatih KILIÇARSLAN
Fatih KILIÇARSLAN

1969 Ankara ili Beypazarı  ilçesinde doğmuştur. 1992 yılında Hacettepe Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Sosyal Hizmetler Bölümünden Sosyal Hizmet Uzmanı olarak mezun olmuştur. 1993 yılından itibaren T.C. Sağlık Bakanlığı Bitlis Devlet Hastanesi, Haydarpaşa Numune Hastanesi, Bakırköy Ord. Prof. Dr. Mazhar Osman Ruh Sağlığı ve Sinir Hastalıkları Hastanesinde AMATEM, ÇEMATEM, NEVROZ, PSİKOZ, NÖROLOJİ, NRŞ ve ÇOÇUK PSİKİYATRİ Kliniklerinde sosyal hizmet uzmanı olarak çalıştıktan sonra Başhekim Yardımcısı olarak görev yapmıştır. Amerikan Newport Uluslar arası Üniversitesinde öğretim görevlisi olarak Sağlık Psikolojisi, Sapkın Davranışlar ve Aile ve Eş Terapisi dersleri vermiştir.

KİTAP; ÇOCUK VE AİLE SORUNLARININ TERAPİ İLE TEDAVİSİ.

 ÇOCUĞUMU NASIL EĞİTMELİYİM?

 10 ADIMDA DUYGUSAL ZEKÂ; NOBEL YAYINCILIK, 2010 tarihinde ikinci baskılarını yayınlamıştır.

 

Birey ve toplum için en temel öğeyi aile oluşturur. Aile, bireyin beslenme, bakım, sevgi ihtiyacı, duygusal ve psikolojik gelişim, eğitim, kültürel değerleri kazanma, sağlıklı zekâ gelişimini sürdürme gibi temel ihtiyaçlarını karşıladığı birincil yer ve çevredir. Aile üyeleri arasındaki ilişkiler ve aile ortamı, psikososyal yönden gelişen bireyin en çok etkileşime uğradığı yerdir. Bu ilişkiler, bireyin kendine güvenmesini, kendine ve diğer bireylere sevgi duymasını, kimlik kazanmasını, kişilik gelişimini, sosyal beceriler geliştirmesini ve topluma adaptasyon sürecini olanaklı hale getirir. Aile birliğinde, aileyi oluşturan bireyler birbirinden etkilenir. Bu durumu aynı vücutta bulunan organlara benzetebiliriz.

Aile, her yönden etkileşim içerisinde olan, yaşayan bir organizmadır. Nasıl ki bedenimizdeki bir sorun diğer organların ritmini, işleyişini ve fonksiyonelliğini etkilerse, ailede de durum aynıdır.

Ailede iletişim ve bununla beraber etkileşim en önemli konudur. İletişimin olmadığı aile üyeleri içinde yetki paylaşımı vardır.

Aile içinde yetki, bir bireyin ailenin diğer bir bireyinin davranışını değiştirme gücüne sahip olmasıdır. Genelde aile içindeki ihtiyaçları (ailenin maddi ihtiyaçları, sağlık gereksinimleri, sosyal faaliyetler, sevgi gereksinimi vb.) karşılayan üyenin yetki gücü daha fazladır. Bu yetki gücü, kültürel ve toplumsal değerlerin de etkisi altındadır.

Sağlıklı bir ilişkisi olan ailelerde, aileyi oluşturan bireyler aile adına verilen kararlara katılırlar. Bu durumda herkesin ihtiyaç ve isteklerine makul derecede saygı gösterilmesi çok büyük önem taşır. Bu durum karşılıklı güven ortamının devamını sağlar.

Bireylerin aile içinde duygu ve düşüncelerini rahat bir şekilde ifade etmeleri, ailenin sağlıklı bir yapı taşıdığını gösterir. Bireyler aile içinde duygu ve düşüncelerini rahatlıkla ifade edemiyorlarsa, kendi dünyalarında yaşıyorlarsa, değişik sıkıntılar zamanla oluşmaya başlayacaktır. Bu sıkıntılar arasında depresyon, endişe ve huzursuzluklar, düşmanlık duyguları, suçluluk hisleri gibi duygulara çok sık rastlanır. Sınırları açık ve herkesin rahatça kendini ifade edebildiği ailelerde iyi niyet, karşılıklı anlayış ve işbirliği hâkimdir. Samimiyet içinde yetişen çocuklar geleceğe güvenle bakarlar.

Ailede sağlıklı iletişim ve etkileşim çok önemlidir. İki insan yan yana olduğunda hiç konuşmamanın bile bir anlamı vardır. Yanlış veya yetersiz iletişim ve etkileşim aile sorunlarına yol açan nedenlerin başında gelir. Aile bireyleri birbirleriyle sözlerle, jest ve mimiklerle anlaşırlar. Bu durumdaki aksama aileyi çok olumsuz etkiler.

Ailedeki Normal İletişim ve Etkileşimi Engelleyen Faktörler:

Aileyi ve bireyleri ilgilendiren konular üzerinde yüzeysel konuşma.

Aşırı soru sorma, yersiz şüphe ve tereddütler.

Yapay ilgi gösterme.

Konuşma ve izah etme olmadan, karşı tarafın hareketlerini, düşüncelerini yorumlamaya ve tahmin etmeye çalışma.

Geçmişteki üzücü ve tatsız olayların sık sık gündeme getirilmesi.

Sorulan soruları cevapsız bırakma.

Bireylere söz ile baskı kurmaya çalışma.

Abartılı bir şekilde onaylama veya reddetme.

Sık sık öneride bulunma veya kişisel düşünceleri kabule zorlama.

Suçlama, eleştirme, olumsuz değerlendirmeler yapma.

Emir verme, tehdit etme.

Samimiyetten uzak kalma, yalan söyleme.

Alay etme, küçük düşürmeye çalışma, fikirlere değer vermeme.

Olayların olumsuz yönlerini çıkarmaya çalışma.

Küçük hataları çok abartma.

Fedakârlığı devamlı karşı taraftan bekleme.

Ortak faaliyetlere gereken önemi vermeme.

Karşıdakini ifade etme imkânı tanımama.

Bu şekilde iletişim ve etkileşim içinde bulunan ailelerde aile fertleri birbirini rahatsız eder, sert ifadeler takınırlar, birbirleriyle konuşmadıkları veya yalana başvurdukları gözlenir.

Unutulmamalı ki yaşayan her fert; kendine özgü anlayışı, kişiliği, değer yapısı, entelektüel düzeyi, duygu ve düşünceleri, kimlik yapısı, yetişme tarzı, sosyokültürel statüsü ile yaşar, hisseder, etkilenir. Konuşulan her söz, verilen her mesaj, her jest ve mimik iyi veya kötü anlamda karşıdaki kişide bir etki yapar.

Aile üyeleri birbirinden aldıkları mesajlarla kendilerini değerli veya değersiz, güvende veya güvensiz hissederler. Bu durum onların psikososyal ve sosyokültürel konumlarını, işlevselliklerini ve ruhsal durumlarını etkiler. Sonuç olarak sağlıklı birey, sağlıklı ve bütünlüğü ile fonksiyonel aileyi oluşturacak, sağlıklı aile sağlıklı toplumu oluşturacaktır.

 

Fatih Kılıçarslan


Yazarın Diğer Yazıları
Çocuğumu Nasıl Eğitmeliyim?
12.1.2011 | Okunma: 6751
Fatih KILIÇARSLAN
Çocuğun Tv ve İnternet Bağım...
8.11.2011 | Okunma: 21651
Fatih KILIÇARSLAN
Çocuğun TV ve İNTERNET bağım...
13.10.2010 | Okunma: 8769
Fatih KILIÇARSLAN
Aile İçi İletişim
9.4.2011 | Okunma: 11677
Fatih KILIÇARSLAN
Çocuğumu Nasıl Eğitmeliyim?
17.4.2012 | Okunma: 5746
Fatih KILIÇARSLAN
HAYAT
13.10.2012 | Okunma: 6839
Fatih KILIÇARSLAN
Anasayfaya Git | Veliler Kategorisi Başlıklarına Git
Bu Konu Hakkında ki Yorumlar
Bu konu hakkında hiç yorum yapılmamış. Bu konuya ilk siz yorum yapın!
Yorum Yaz
Adınız:

E-Postanız:

Konu Puanı:
This Is CAPTCHA Image

Yorumunuz:
Notlar
Haftanın Sözü
Haftanın Sözü
" Kardeşim sen düşünceden ibaretsin. Geriye kalan et ve kemiksin. Gül düşünürsün‚ gülistan olursun. Diken düşünürsün dikenlik olursun."

( Mevlana )

Haftanın Şiiri
Haftanın Şiiri
Her gününüz bayram olsun..!

"Her gününüz bayram olsun..!                       
Bayram ...
Nefes almak bayramdır mesela; günün birinde soluksuz
kalınca anlar insan...
Görmenin nasıl bir bayram olduğunu karanlık öğretir;
sevmeninkini yalnızlık...
Sızlamayan her organ, hele de burun direği bayramdır.
Bayramdır, elden ayaktan düşmemek, zihinden önce bedeni
kaybetmemek, kurda kuşa yem olmayıp "çok şükür bugünü de gördük" diyebilmek...
Sevdiklerinle geçen her gün bayramdır.
Yoğun bakımda sancılı geceyi bitirmek de öyle...
En acıktığın anda dumanı tüten bir somunun köşesini
bölmek, korktuğunda güvendiğine sarılabilmek, dara
düştüğünde dost kapısını çalabilmek bayramdır.
Bir sürpriz paketinden çıkan hediye, tatlı bir şekerlemede
üstüne serilen battaniye, saçlarını müşfik bir sevgiyle
okşayan anne bayramdır.
"Ona güvenmiştim, yanılmamışım" sözü bayramdır.
Hiç aldatmamış, aldanmamış olmak bayram...
Yeni eve asılan basma perdeler, alın teriyle kazanılmış
ilk rızkın konduğu çerçeveler, yüklü bir borcun son
taksiti ödenirken sıkılan eller bayramdır.
Evde yalnızlığı noktalayan insan nefesi, akşam kapıda
karşılayan yavuklu busesi, sevdalı bir elin tende gezmesi,
nice adağın ardından çınlayan çocuk sesi bayramdır.
Alnı açık yaşlanmak bayramdır; ulu bir çınar gibi ayakta
ölebilmek bayram..
Bunların kadrini bilirseniz, kıymet bilmeyi öğrenirseniz her gününüz bayram olur.
Meraklanmayın, öyledir diye size deli demezler.
Deseler de böyle delilik, bayram artığı günlerdeki nankör akıllılıktan evladır.
Her gününüz bayram olsun..! "

Can Yücel
Son Konular
Bir Video

İnsan Yetiştirmek

Notlar
Haftanın Öyküsü
Haftanın Öyküsü
AYAKKABICI

     AYAKKABICI

      Ayakkabici, yeni getirdigi mallari vitrine yerlestirirken, sokaktaki bir çocuk onu seyretmekteydi. Okullar kapanmak üzere oldugundan, spor ayakkabilara ragbet fazlaydi. Gerçi mallar lüks sayilmazdi ama, küçük bir dükkân için yeterliydi. Onlarin en güzelini ön tarafa koyunca, çocuk vitrine dogru biraz daha yaklaşti. Fakat bir koltuk degnegi kullanmaktaydi. Hem de güçlükle... 

Adam ona bir kez daha göz atti. Üstündeki pantolonun sol kismi, dizinin alt kismindan sonra bostu. Bu yüzden de saga sola uçusuyordu. Çocugun baktigi ayakkabilar, sanki onu kendinden geçirmisti. Bir müddet öyle durdu. Daldigi hülyadan çikip yola koyuldugunda, adam dükkândan disari firlayip: 

- "Küçüüük!" diye seslendi." Ayakkabi almayi düsündün mü? Bu seneki modeller bir hârika!" 

Çocuk, ona dönerek: 

- "Gerçekten çok güzeller!" diye tebessüm etti, "Ama benim bir bacagim dogustan eksik". 

- "Bence önemli degil!" diye atildi adam. "Bu dünyada her seyiyle tam insan yok ki! Kiminin eli eksik, kiminin de bacagi. Kiminin de akli veya vicdani." 

Küçük çocuk, bir şey söylemiyordu. Adam ise konusmayi sürdürdü: 

- "Keske vicdanimiz eksik olacagina, ayaklarimiz eksik olsa idi." 

Çocugun kafasi iyice karismisti. Bu sefer adama dogru yaklasip: 

- "Anlayamadim!. dedi. Neden öyle olsun ki?" 
- "Çok basit!" dedi, adam. "Eger yoksa, cennete giremeyiz. Ama ayaklar yoksa, problem değil. Zaten orda tüm eksikler tamamlanacak. Hâttâ sakat insanlar, saglamlara oranla, daha fazla mükâfat görecekler..." 

Küçük çocuk, bir kez daha tebessüm etti. O güne kadar çektiği acilar, hafiflemis gibiydi. Adam, vitrine isâret ederek: 

- "Baktigin ayakkabi, sana yakisir!" dedi. "Denemek ister misin?" 
Çocuk, basini yanlara sallayip: 
- "Üzerinde 30 lira yaziyor" dedi, "Almam mümkün degil ki!" 

- "İndirim sezonunu senin için biraz öne alirim!" dedi adam, "Bu durumda 20 liraya düser. Zâten sen bir tekini alacaksin, o da 10 lira eder." 
Çocuk biraz düsünüp: 
- "Ayakkabinin diger teki ise yaramaz!" dedi, "Onu kim alacak ki?" 
- "Amma yaptin ha!" diye güldü adam. "Onu da, sag ayagi eksik olan bir çocuga satarim." 
Küçük çocugun akli, bu sözlere yatmisti. Adam, devam ederek: 
- "Üstelik de ögrencisin degil mi?" diye sordu. 

- "İkiye gidiyorum!" diye atildi çocuk, "Üçe geçtim sayilir." 
- "Tamam iste!" dedi adam. "5 Lira da öğrenci indirimi yapsak, geri kalir 5 lira. O da zâten pazarlik payi olur. Bu durumda ayakkabi senindir, sattim gitti!" 

Ayakkabici, çocugun saskin bakislari arasinda dükkâna girdi. İçerdeki raflar, onun begendigi modelin ayniyla doluydu. Ama adam, vitrinde olani çikartti. Bir tabure alip döndükten sonra, çocuğu oturtup yeni ayakkabisini giydirdi. Ve çikarttigi eskiyi göstererek 

- "Benim satis islemim bitti!" dedi, "Sen de bana, bunu satsan memnun olurum." 
- "Saka mi yapiyorsunuz?" diye kekeledi çocuk, "Onun tabani delinmek üzere. Eski bir ayakkabi, para eder mi?" 
- "Sen çok câhil kalmissin be arkadaş..." dedi adam, "Antika esyalardan haberin yok her hâlde. Bir antika ne kadar eski ise, o kadar para tutar. Bu yüzden ayakkabin, bence en az 30-40 lira eder." 
Küçük çocuk, art arda yasadigi soklari üzerinden atabilmis degildi. Mutlaka bir rûyada olmaliydi. Hem de hayatindaki en güzel rûya. Adamin, heyecandan terleyen avuçlarina sikistirdigi kâgit paralara göz gezdirdikten sonra, 10 liralik banknotu geri vererek: 
- "Bana göre 20 lira yeterli." dedi. "İndirim mevsimini baslattiniz ya!" 
Adam onu kiramayip parayi aldi. Ve bu arada yanagina bir öpücük kondurdu. Her nedense içi içine sigmiyordu. Eger bütün mallarini bir günde satsa, böyle bir mutlulugu bulamazdi. Çocuk, yavasça yerinden dogruldu. Sanki koltuk degnegine ihtiyaç duymuyordu. Simsicak bir tebessümle tesekkür edip: 
- "Babam hakliymis!" dedi. "Sakat oldugum için üzülmeme hiç gerek yok! demisti." 
* Her Rüzgar Savuracak Bir Toz bulur, 
* Her Hayat Yasanacak Bir Can Bulur, 
* Her Umut Gerçeklesecek Bir Düş Bulur 
* Bulunmayacak Tek Sey Senin Benzerindir 

 Hayatta Ne Öğrendim ?
 Hayatta Ne Öğrendim ?

HAYATTA NE ÖĞRENDİM?

 Sonsuz bir karanligin içinden dogdum. Isigi gördüm, korktum. Agladim.

Zamanla isikta yasamayi ögrendim.
Karanligi gördüm, korktum.
Gün geldi sonsuz karanliga ugurladim sevdiklerimi...
Agladim.

Yasamayi ögrendim.
Dogumun, hayatin bitmeye basladigi an oldugunu;
Aradaki bölümün, ölümden çalinan zamanlar oldugunu ögrendim.

Zamani ögrendim.
Yaristim onunla...
Zamanla yarisilmayacagini, zamanla barisilacagini, zamanla ögrendim...

Insani ögrendim.
Sonra insanlarin içinde iyiler ve kötüler oldugunu...
Sonra da her insanin içinde iyilik ve kötülük bulundugunu ögrendim.

Sevmeyi ögrendim.
Sonra güvenmeyi...
Sonra da güvenin sevgiden daha kalici oldugunu,
Sevginin güvenin saglam zemini üzerine kuruldugunu ögrendim.

Insan tenini ögrendim.
Sonra tenin altnda bir ruh bulundugunu...
Sonra da ruhun aslinda tenin üstünde oldugunu ögrendim.

Evreni ögrendim.
Sonra evreni aydinlatmanin yollarini ögrendim.
Sonunda evreni aydinlatabilmek için önce çevreni aydinlatabilmek gerektigini ögrendim.

Ekmegi ögrendim.
Sonra baris için ekmegin bolca üretilmesi gerektigini...
Sonra da ekmegi hakça ülesmenin,
Bolca üretmek kadar önemli oldugunu ögrendim.

Okumayi ögrendim.
Kendime yaziyi ögrettim sonra...
Ve bir süre sonra yazi, kendimi ögretti bana...

Gitmeyi ögrendim.
Sonra dayanamayip dönmeyi...
Daha da sonra kendime ragmen gitmeyi...

Dünyaya tek basina meydan okumayi ögrendim genç yasta...
Sonra kalabaliklarla birlikte yürümek gerektigi fikrine vardim.
Sonra da asil yürüyüsün kalabaliklara karsi olmasi gerektigine inandım .

Düsünmeyi ögrendim.
Sonra kaliplar içinde düsünmeyi ögrendim.
Sonra saglikli düsünmenin kaliplari yikarak düsünmek oldugunu ögrendim.

Namusun önemini ögrendim evde...
Sonra yoksundan namus beklemenin namussuzluk oldugunu;
Gerçek namusun, günah elinin altindayken, günaha el sürmemek oldugunu ögrendim.

Gerçegi ögrendim bir gün...
Ve gerçegin aci oldugunu...
Sonra dozunda acinin,
Yemege oldugu kadar hayata da lezzet kattigini ögrendim.

Her canlinin ölümü tadacagini,
Ama sadece bazilarinin hayati tadacagini ögrendim.

Dostlarım , 
Ben dostlarımı ne kalbimle ne de aklımla severim.
Olur ya ...
Kalp durur ...
Akıl unutur ...
Ben dostlarımı ruhumla severim.
O ne durur, ne de unutur ...

                    MEVLANA  

Eğitim Felsefemiz
Eğitim Felsefemiz
Deniz Yıldızı Öyküsü
Bir adam, okyanus sahilinde yürüyüş yaparken, denize telaşla bir şeyler atan birine rastlar. Biraz daha yaklaşınca, bu kişinin, sahile vurmuş denizyıldızlarını denize attığını fark eder ve ' Niçin bu denizyıldızlarını denize atıyorsunuz? ' diye sorar. Topladıklarını denize atmaya devam eden kişi, ' Yaşamaları için ,' yanıtını verince, adam şaşkınlıkla, ' İyi ama burada binlerce denizyıldızı var. Hepsini atmanıza imkân yok. Sizin bunları denize atmanız neyi değiştirecek ki? ' der. Yerden bir denizyıldızı daha alıp denize atan kişi, ' Bak, onun için çok şey değişti ,' karşılığını verir'


Mustafa TEZCAN kimdir?
Mustafa TEZCAN kimdir?

1975 yılında Burdur / Bucak / Ürkütlü Kasabasın'da çiftçi bir ailenin 2.çocuğu olarak dünyaya geldi.İlk ve orta tahsilini  Ürkütlü'de tamamladı.Antalya Aksu Anadolu Öğretmen Lisesini ve yatılıyı kazanması hayatın kendisi ve öğretmenlik ile tanışmasının ilk adımı oldu.Marmara Üniversitesi Fizik Öğretmenliği(ing) 2.sınıfta iken ders vermeye başladı.Lise 1 de öğrenci olarak olarak başladığı yurt hayatına üniversite sonda yurt müdürü olarak son verdi. Üniversite bitince İstanbul'da özel bir kolejde 5 yıl fizik öğretmenliği yaptı. Kendi işini kurmaya karar verdikten sonra önce bir etüd merkezi sonrada bir dershane açtı. Bu kurumlarda hem öğretmenlik hemde idarecilik yaptı.Halen ülkemizin seçkin  eğitim kurumlarından bir tanesinde eğitim yöneticiliği  yapmakta olan Mustafa TEZCAN evli ve 2 çocuk babasıdır.

Bir Resim
Kardelen

Kardelen