Derslik

Öğrenciler | Öğretmenler | Veliler

üye adı:
şifre:
 
Başarılı Öğrencilerin Donanımları

(Yazar: Mustafa TEZCAN)  Üniversitenin birinde bir profosör dersinde öğrencilerine bir hayat dersi vermek ister. Daha önce hazırladığı malzemeleri kürsünün altından çıkarmaya başlar.

Tarih: 29.4.2010 | Okunma: 5540

Mustafa TEZCAN
Mustafa TEZCAN
Mustafa TEZCAN
1975 yılında Burdur / Bucak / Ürkütlü Kasabasın'da çiftçi bir ailenin 2.çocuğu olarak dünyaya geldi.İlk ve orta tahsilini  Ürkütlü'de tamamladı.Antalya Aksu Anadolu Öğretmen Lisesini ve yatılıyı kazanması hayatın kendisi ve öğretmenlik ile tanışmasının ilk adımı oldu.Marmara Üniversitesi Fizik Öğretmenliği(ing) 2.sınıfta iken ders vermeye başladı.Lise 1 de öğrenci olarak olarak başladığı yurt hayatına üniversite sonda yurt müdürü olarak son verdi. Üniversite bitince İstanbul'da özel bir kolejde 5 yıl fizik öğretmenliği yaptı. Kendi işini kurmaya karar verdikten sonra önce bir etüd merkezi sonrada bir dershane açtı. Bu kurumlarda hem öğretmenlik hemde idarecilik yaptı.Halen ülkemizin seçkin  eğitim kurumlarından bir tanesinde eğitim yöneticiliği  yapmakta olan Mustafa TEZCAN evli ve 2 çocuk babasıdır.
BAŞARILI ÖĞRENCİLERİN DONANIMLARI

1.  NET HEDEFLERİ VARDIR

Üniversitenin birinde bir profosör  dersinde öğrencilerine bir hayat dersi vermek ister. Daha önce hazırladığı malzemeleri kürsünün altından çıkarmaya başlar. Önce boş bir kavanoz çıkarır ve bu kavanozu ağzına kadar büyük taşlar ile doldurur. Sınıfa dönerek ?Kavanoz doldu mu?? diye sorar. Sınıf biraz tereddüd eder ama ?Doldu ?der. Profosör bu sefer kürsünün altından çakıl taşları çıkararak kavanozun içinde kalan boşlukları çakıl taşları ile ağzına kadar doldurur.Sınıfa tekrar sorar ?Doldu mu? ?diye.Sınıf olanları biraz anlar ve sessiz kalır. Profosör  kürsünün altından kum çıkarır ve kavanozu ağzına kadar kum ile doldurur.Tekrar sınıfa sorar ?Şimdi doldu mu?? Sınıf bu defa ?Dolmadı ?diye cevap verir. Profosör son kez kürsünün altından bir sürahi su çıkarır ve kavanozun içinde kalan boşlukları su ile tamamen doldurur. Artık  hiç kimsenin kavanozun dolması konusunda tereddüdü kalmamıştır. Profosör sınıfa dönerek ?Bu gördüklerinizden ne anladınız? ? diye sorar.

Evet gençler bende bu soruyu sizlere soruyorum.Herkes kendi içinden bir cevap versin bakalım?

Sevgili gençler, hayat sürekli bir mücadeleden ve koşuşturmadan oluşuyor.Okul biter iş hayatı başlar, iş hayatı biter emekli olursunuz ama sadece işten emekli olursunuz.Hayattan emekli olamazsınız.İşte bu yaşam savaşında insanı daima zinde tutan, enerjik tutan, çalışmaya sevk eden , zamanı iyi kullanmayı sağlayan, yılların kendisini yıpratmasına izin vermeyen, içini kıpır kıpır yapan tek bir şey vardır;insanın hedefleri.

Özellikle çoğul kullandım  çünkü tek hedef olmaz.Hayatın dönemine göre insanın hedefleri değişir.Amaç sürekli bir sonraki hedefe ulaşmaktır.Hedef yenilenebilir, büyütülebilir, tamamen değiştirilebilir.Küçük hedefler, büyük hedeflere götüren yollardır sadece.En kötü hedef , hedefsizlikten daha iyidir.

İnsan hayatının merkezine konmuş olan büyük hedefler (büyük taşlar ), o hayatı anlamlı kılar ve daha kaliteli bir yaşam ortaya koymasını sağlar.Ama bu hayat sadece küçük hedeflerle dolu ise (kum ve çakıl gibi ) bunlarla ömür geçer gider.Dostum Benjamin Franklin şöyle diyor ; ?Küçük işlerle uğraşanlar çoğu zaman  büyük işleri göremeyecek hale gelirler?

Bizi zirveye götürecek olan hedeflerin  iyi seçilmesi de önemli tabiî ki. Başka bir dostum şöyle diyor; ?Bazıları merdivenin sonuna kadar eriştiğinde merdivenin yanlış duvara dayanmış olduğunu anlarlar.?

Hayatta  hedefi olanları, bisiklete binerken daima pedal çeviren kişilere benzetiyorum. Çünkü pedal çevirdiğiniz müddetçe yol alırsınız ve düşmezsiniz. Bu bir yolculuktur  ve daima ilerlemeniz gerekiyor. Bazı insanlar pedal çevirmeden de ilerler ve doğru yaptıklarını zannederler.Yokuş aşağı olduklarının farkında değillerdir.Her inişin bir çıkışı vardır mutlaka. Tırmanma başladıktan bir süre sonra düşerler.İşte hedef böyle bir şey.

Hedefin birde çok net olması  önemli tabiî ki.Tanımının iyi yapılmış olması gerekiyor. Sınıfta  öğrenciler ile hedef üzerinde konuşurken , hedeflerinin neler olduğunu sorduğumda şu tarz cevaplar aldım.?Mühendis olmak? , ?Kalp cerrahı olmak?, ?Üniversitede iyi bir bölüm okumak ?, ?İstanbul da üniversite kazanmak?, ?İyi bir puan yapmak?, ?Anadolu lisesi kazanmak?, ?Kabataş lisesini kazanmak?, ?Nermin Bilimli A.T.L. uçak bölümünü kazanmak?

Hangileri net bir hedef siz karar verin.

Tarihe baktığımızda; Bebeklikten İstanbul?un fatihi olmaya karar veren bir fatih?15 yaşından beri aya gitmek isteyen bir Neil Amstrong?


Mustafa TEZCAN

Yazarın Diğer Yazıları
Sınav Başarısı mı? Yaşam Baş...
15.1.2012 | Okunma: 11730
Mustafa TEZCAN
SBS ve LYS öncesi velilerimi...
29.4.2010 | Okunma: 6639
Mustafa TEZCAN
Başarılı Öğrencilerin Donanı...
29.4.2010 | Okunma: 5540
Mustafa TEZCAN
Sınavlar neyi ölçer?
30.1.2011 | Okunma: 5987
Mustafa TEZCAN
Başarıyı Tadmak
14.4.2010 | Okunma: 4854
Mustafa TEZCAN
Karneleri Nasıl Yorumlayalım
24.1.2014 | Okunma: 12702
Mustafa TEZCAN
Anasayfaya Git | Öğrenciler Kategorisi Başlıklarına Git
Bu Konu Hakkında ki Yorumlar
Bu konu hakkında hiç yorum yapılmamış. Bu konuya ilk siz yorum yapın!
Yorum Yaz
Adınız:

E-Postanız:

Konu Puanı:
This Is CAPTCHA Image

Yorumunuz:
Notlar
Haftanın Sözü
Haftanın Sözü
" Kardeşim sen düşünceden ibaretsin. Geriye kalan et ve kemiksin. Gül düşünürsün‚ gülistan olursun. Diken düşünürsün dikenlik olursun."

( Mevlana )

Haftanın Şiiri
Haftanın Şiiri
Her gününüz bayram olsun..!

"Her gününüz bayram olsun..!                       
Bayram ...
Nefes almak bayramdır mesela; günün birinde soluksuz
kalınca anlar insan...
Görmenin nasıl bir bayram olduğunu karanlık öğretir;
sevmeninkini yalnızlık...
Sızlamayan her organ, hele de burun direği bayramdır.
Bayramdır, elden ayaktan düşmemek, zihinden önce bedeni
kaybetmemek, kurda kuşa yem olmayıp "çok şükür bugünü de gördük" diyebilmek...
Sevdiklerinle geçen her gün bayramdır.
Yoğun bakımda sancılı geceyi bitirmek de öyle...
En acıktığın anda dumanı tüten bir somunun köşesini
bölmek, korktuğunda güvendiğine sarılabilmek, dara
düştüğünde dost kapısını çalabilmek bayramdır.
Bir sürpriz paketinden çıkan hediye, tatlı bir şekerlemede
üstüne serilen battaniye, saçlarını müşfik bir sevgiyle
okşayan anne bayramdır.
"Ona güvenmiştim, yanılmamışım" sözü bayramdır.
Hiç aldatmamış, aldanmamış olmak bayram...
Yeni eve asılan basma perdeler, alın teriyle kazanılmış
ilk rızkın konduğu çerçeveler, yüklü bir borcun son
taksiti ödenirken sıkılan eller bayramdır.
Evde yalnızlığı noktalayan insan nefesi, akşam kapıda
karşılayan yavuklu busesi, sevdalı bir elin tende gezmesi,
nice adağın ardından çınlayan çocuk sesi bayramdır.
Alnı açık yaşlanmak bayramdır; ulu bir çınar gibi ayakta
ölebilmek bayram..
Bunların kadrini bilirseniz, kıymet bilmeyi öğrenirseniz her gününüz bayram olur.
Meraklanmayın, öyledir diye size deli demezler.
Deseler de böyle delilik, bayram artığı günlerdeki nankör akıllılıktan evladır.
Her gününüz bayram olsun..! "

Can Yücel
Son Konular
Bir Video

İnsan Yetiştirmek

Notlar
Haftanın Öyküsü
Haftanın Öyküsü
AYAKKABICI

     AYAKKABICI

      Ayakkabici, yeni getirdigi mallari vitrine yerlestirirken, sokaktaki bir çocuk onu seyretmekteydi. Okullar kapanmak üzere oldugundan, spor ayakkabilara ragbet fazlaydi. Gerçi mallar lüks sayilmazdi ama, küçük bir dükkân için yeterliydi. Onlarin en güzelini ön tarafa koyunca, çocuk vitrine dogru biraz daha yaklaşti. Fakat bir koltuk degnegi kullanmaktaydi. Hem de güçlükle... 

Adam ona bir kez daha göz atti. Üstündeki pantolonun sol kismi, dizinin alt kismindan sonra bostu. Bu yüzden de saga sola uçusuyordu. Çocugun baktigi ayakkabilar, sanki onu kendinden geçirmisti. Bir müddet öyle durdu. Daldigi hülyadan çikip yola koyuldugunda, adam dükkândan disari firlayip: 

- "Küçüüük!" diye seslendi." Ayakkabi almayi düsündün mü? Bu seneki modeller bir hârika!" 

Çocuk, ona dönerek: 

- "Gerçekten çok güzeller!" diye tebessüm etti, "Ama benim bir bacagim dogustan eksik". 

- "Bence önemli degil!" diye atildi adam. "Bu dünyada her seyiyle tam insan yok ki! Kiminin eli eksik, kiminin de bacagi. Kiminin de akli veya vicdani." 

Küçük çocuk, bir şey söylemiyordu. Adam ise konusmayi sürdürdü: 

- "Keske vicdanimiz eksik olacagina, ayaklarimiz eksik olsa idi." 

Çocugun kafasi iyice karismisti. Bu sefer adama dogru yaklasip: 

- "Anlayamadim!. dedi. Neden öyle olsun ki?" 
- "Çok basit!" dedi, adam. "Eger yoksa, cennete giremeyiz. Ama ayaklar yoksa, problem değil. Zaten orda tüm eksikler tamamlanacak. Hâttâ sakat insanlar, saglamlara oranla, daha fazla mükâfat görecekler..." 

Küçük çocuk, bir kez daha tebessüm etti. O güne kadar çektiği acilar, hafiflemis gibiydi. Adam, vitrine isâret ederek: 

- "Baktigin ayakkabi, sana yakisir!" dedi. "Denemek ister misin?" 
Çocuk, basini yanlara sallayip: 
- "Üzerinde 30 lira yaziyor" dedi, "Almam mümkün degil ki!" 

- "İndirim sezonunu senin için biraz öne alirim!" dedi adam, "Bu durumda 20 liraya düser. Zâten sen bir tekini alacaksin, o da 10 lira eder." 
Çocuk biraz düsünüp: 
- "Ayakkabinin diger teki ise yaramaz!" dedi, "Onu kim alacak ki?" 
- "Amma yaptin ha!" diye güldü adam. "Onu da, sag ayagi eksik olan bir çocuga satarim." 
Küçük çocugun akli, bu sözlere yatmisti. Adam, devam ederek: 
- "Üstelik de ögrencisin degil mi?" diye sordu. 

- "İkiye gidiyorum!" diye atildi çocuk, "Üçe geçtim sayilir." 
- "Tamam iste!" dedi adam. "5 Lira da öğrenci indirimi yapsak, geri kalir 5 lira. O da zâten pazarlik payi olur. Bu durumda ayakkabi senindir, sattim gitti!" 

Ayakkabici, çocugun saskin bakislari arasinda dükkâna girdi. İçerdeki raflar, onun begendigi modelin ayniyla doluydu. Ama adam, vitrinde olani çikartti. Bir tabure alip döndükten sonra, çocuğu oturtup yeni ayakkabisini giydirdi. Ve çikarttigi eskiyi göstererek 

- "Benim satis islemim bitti!" dedi, "Sen de bana, bunu satsan memnun olurum." 
- "Saka mi yapiyorsunuz?" diye kekeledi çocuk, "Onun tabani delinmek üzere. Eski bir ayakkabi, para eder mi?" 
- "Sen çok câhil kalmissin be arkadaş..." dedi adam, "Antika esyalardan haberin yok her hâlde. Bir antika ne kadar eski ise, o kadar para tutar. Bu yüzden ayakkabin, bence en az 30-40 lira eder." 
Küçük çocuk, art arda yasadigi soklari üzerinden atabilmis degildi. Mutlaka bir rûyada olmaliydi. Hem de hayatindaki en güzel rûya. Adamin, heyecandan terleyen avuçlarina sikistirdigi kâgit paralara göz gezdirdikten sonra, 10 liralik banknotu geri vererek: 
- "Bana göre 20 lira yeterli." dedi. "İndirim mevsimini baslattiniz ya!" 
Adam onu kiramayip parayi aldi. Ve bu arada yanagina bir öpücük kondurdu. Her nedense içi içine sigmiyordu. Eger bütün mallarini bir günde satsa, böyle bir mutlulugu bulamazdi. Çocuk, yavasça yerinden dogruldu. Sanki koltuk degnegine ihtiyaç duymuyordu. Simsicak bir tebessümle tesekkür edip: 
- "Babam hakliymis!" dedi. "Sakat oldugum için üzülmeme hiç gerek yok! demisti." 
* Her Rüzgar Savuracak Bir Toz bulur, 
* Her Hayat Yasanacak Bir Can Bulur, 
* Her Umut Gerçeklesecek Bir Düş Bulur 
* Bulunmayacak Tek Sey Senin Benzerindir 

 Hayatta Ne Öğrendim ?
 Hayatta Ne Öğrendim ?

HAYATTA NE ÖĞRENDİM?

 Sonsuz bir karanligin içinden dogdum. Isigi gördüm, korktum. Agladim.

Zamanla isikta yasamayi ögrendim.
Karanligi gördüm, korktum.
Gün geldi sonsuz karanliga ugurladim sevdiklerimi...
Agladim.

Yasamayi ögrendim.
Dogumun, hayatin bitmeye basladigi an oldugunu;
Aradaki bölümün, ölümden çalinan zamanlar oldugunu ögrendim.

Zamani ögrendim.
Yaristim onunla...
Zamanla yarisilmayacagini, zamanla barisilacagini, zamanla ögrendim...

Insani ögrendim.
Sonra insanlarin içinde iyiler ve kötüler oldugunu...
Sonra da her insanin içinde iyilik ve kötülük bulundugunu ögrendim.

Sevmeyi ögrendim.
Sonra güvenmeyi...
Sonra da güvenin sevgiden daha kalici oldugunu,
Sevginin güvenin saglam zemini üzerine kuruldugunu ögrendim.

Insan tenini ögrendim.
Sonra tenin altnda bir ruh bulundugunu...
Sonra da ruhun aslinda tenin üstünde oldugunu ögrendim.

Evreni ögrendim.
Sonra evreni aydinlatmanin yollarini ögrendim.
Sonunda evreni aydinlatabilmek için önce çevreni aydinlatabilmek gerektigini ögrendim.

Ekmegi ögrendim.
Sonra baris için ekmegin bolca üretilmesi gerektigini...
Sonra da ekmegi hakça ülesmenin,
Bolca üretmek kadar önemli oldugunu ögrendim.

Okumayi ögrendim.
Kendime yaziyi ögrettim sonra...
Ve bir süre sonra yazi, kendimi ögretti bana...

Gitmeyi ögrendim.
Sonra dayanamayip dönmeyi...
Daha da sonra kendime ragmen gitmeyi...

Dünyaya tek basina meydan okumayi ögrendim genç yasta...
Sonra kalabaliklarla birlikte yürümek gerektigi fikrine vardim.
Sonra da asil yürüyüsün kalabaliklara karsi olmasi gerektigine inandım .

Düsünmeyi ögrendim.
Sonra kaliplar içinde düsünmeyi ögrendim.
Sonra saglikli düsünmenin kaliplari yikarak düsünmek oldugunu ögrendim.

Namusun önemini ögrendim evde...
Sonra yoksundan namus beklemenin namussuzluk oldugunu;
Gerçek namusun, günah elinin altindayken, günaha el sürmemek oldugunu ögrendim.

Gerçegi ögrendim bir gün...
Ve gerçegin aci oldugunu...
Sonra dozunda acinin,
Yemege oldugu kadar hayata da lezzet kattigini ögrendim.

Her canlinin ölümü tadacagini,
Ama sadece bazilarinin hayati tadacagini ögrendim.

Dostlarım , 
Ben dostlarımı ne kalbimle ne de aklımla severim.
Olur ya ...
Kalp durur ...
Akıl unutur ...
Ben dostlarımı ruhumla severim.
O ne durur, ne de unutur ...

                    MEVLANA  

Eğitim Felsefemiz
Eğitim Felsefemiz
Deniz Yıldızı Öyküsü
Bir adam, okyanus sahilinde yürüyüş yaparken, denize telaşla bir şeyler atan birine rastlar. Biraz daha yaklaşınca, bu kişinin, sahile vurmuş denizyıldızlarını denize attığını fark eder ve ' Niçin bu denizyıldızlarını denize atıyorsunuz? ' diye sorar. Topladıklarını denize atmaya devam eden kişi, ' Yaşamaları için ,' yanıtını verince, adam şaşkınlıkla, ' İyi ama burada binlerce denizyıldızı var. Hepsini atmanıza imkân yok. Sizin bunları denize atmanız neyi değiştirecek ki? ' der. Yerden bir denizyıldızı daha alıp denize atan kişi, ' Bak, onun için çok şey değişti ,' karşılığını verir'


Mustafa TEZCAN kimdir?
Mustafa TEZCAN kimdir?

1975 yılında Burdur / Bucak / Ürkütlü Kasabasın'da çiftçi bir ailenin 2.çocuğu olarak dünyaya geldi.İlk ve orta tahsilini  Ürkütlü'de tamamladı.Antalya Aksu Anadolu Öğretmen Lisesini ve yatılıyı kazanması hayatın kendisi ve öğretmenlik ile tanışmasının ilk adımı oldu.Marmara Üniversitesi Fizik Öğretmenliği(ing) 2.sınıfta iken ders vermeye başladı.Lise 1 de öğrenci olarak olarak başladığı yurt hayatına üniversite sonda yurt müdürü olarak son verdi. Üniversite bitince İstanbul'da özel bir kolejde 5 yıl fizik öğretmenliği yaptı. Kendi işini kurmaya karar verdikten sonra önce bir etüd merkezi sonrada bir dershane açtı. Bu kurumlarda hem öğretmenlik hemde idarecilik yaptı.Halen ülkemizin seçkin  eğitim kurumlarından bir tanesinde eğitim yöneticiliği  yapmakta olan Mustafa TEZCAN evli ve 2 çocuk babasıdır.

Bir Resim
Yolculuk

Yolculuk